19 Mart 2014 Çarşamba

Utanıyorum

Bu yazıyı son zamanlarda utanç duygusunu yitirmiş hayvanlara adıyorum.

Yazıma başlamadan önce bazı şeylerin oturması lazım onlardan ikisi utanç ve ahlak. Utanç duygusu ahlaki değerlerin en başında gelmiştir her zaman. Utanç aynı zamanda kontroldür bizi insanlaştıran bir kontrol. İstem dışı saldırganlık, mantık dışı istekler, bencilce hareketler hayvanlığımızın doğasında var olanlardır. Bir diğer yüzümüz olan insanlığımız sayesinde beyin bu gibi sapkın dürtüleri hapseder yada en azından hapsetmeye çalışır.  Peki ya hapsetmezse?

Değer yargılarımızdan biri olan ahlak, kazanılması süreç alan bir lütuftur. Bebeklikten yetişkinliğe erişinceye kadar süren bir süreçtir. Siz, altmış yaşındaki bir adama ahlak dersi veremezsiniz değil mi. Zaten o gerekli yapıya ulaşmış hatta başka yeni yetmelere örnek olmaya başlamıştır. İşte bu utanç kavramına sahip olmak için yeterli ahlak seviyesine ulaşmış belli bir yaşa gelmeniz gerekmektedir. Ama hayat her zamanki gibi bizi şaşırtıyor. Doğru bildiğimiz yanlışları gözlerimizin önüne seriyor. Yüksek yaşına rağmen bu seviyeye ulaşamamış biri hala o sapkın dürtülerini hapsedemiyor.

17 yıllık kısa ömrümde bende herkes kadar insan tanıdım. Kimini uzaktan tanırım, kimini ciğerine kadar bilirim. Ama bazıları vardır ya hiç görmezsin, konuşmazsın, hatta onun yakınında bile hiç bulunmamışsındır ama onu çok iyi tanırsın ve anlarsın. İşte bu yukarıdaki tanımlara uyan birini tanıyorum hemde tam 13 yıldır. Aslında sadece ben değil; ben, sen, o, biz, siz, onlar hepimiz biliriz onu. Bu yazıyı yazmamdaki asıl amaçta onu eleştirme ihtiyacı duyduğumdandır.



Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kur’an-ı Kerîm 5:32 

Aslında çocukluğundan beridir süregelen ve gerekli olan ahlak ve utanç seviyesini yakalayamayan bu adam içten içe çürümüş bir hastaya dönüşmüştü. Peki Gezi Parkı olayları ne miydi? İşte hasta adamın yarasına basılan bir tuz misaliydi. Yıllardır elinde taşıdığı bombadan habersizdi "Polise emri ben verdim, ben!" dediği anda kendi korkularına yenilerek çekmiş oldu bombanın pimini. O günlerde sağa sola "Bunlar provokatör, oyuna gelmeyin" gibi söylemlerinin içinin tamamen boş olduğunu yakın zamanlarda ortaya çıkar Muammer Güler'in ses kaydı bize gösteriyor ki olayların en büyük provokatörü o şahsın ta kendisidir. Hatta korkudan evinden bile çıkmaya cesaret edemeyen kölelerine yönelik "%50'yi evde zor tutuyoruz", "Onlar yüz bin topladıysa ben bir milyon kişi toplarım" dedikten sonra Kazlı Çeşme'de yaptığı gövde gösterisi bence provokasyonun en büyüğüydü. "Camiye ayakkabılarıyla girdiler, içki içtiler", "Benim türbanlı bacıma saldırlar" gibi söylemlerine hiç girmiyorum bile. Gezi olayları dolayısıyla hayatını kaybeden insanların ölümündeki en büyük sorumlu ve benim, kendisiyle en çok bağdaştırdığım (diktatörden sonra) lakap olarak "katil" yakıştırmasını uygun bulurum.
Onlar için din bir amaç değil, araç. 

İnsanlığın en hassas noktasını rant için kitleleri kontrol etmek için kullanmak en az kul hakkı yemek kadar günahtır. Günah sevap meselesini açacak olursak ki eğer, bunların öteki dünyada yatacak yerleri yok zaten. Cehennemde onlar için sekizinci katı çıkıyorlar merak etmeyin. Zaten mükemmel olan Müslümanlar değil İslamdır.

Bugün Abdullah Gül bir açıklama yapmış "Dış komploya inanmıyorum bu üçüncü dünya söylemidir." Şu kelime inananın çok önemli. Cümlenin içeriği bakımından değil, söylenme amacı açısından. Diktatör oldukça yalnızlaşan ve şizofreniye yakalanan, yanındaki adamlar içinde çekilmez oluyor. Abdullah Gül ikili oynuyor, sadece o değil hatırlayın bu tarz ikili oyunları dershaneler olayı ilk patlak verdiğinde Bülent Arınç'da oynamıştı. Gezi olaylarında da yine Abdullah Gül, diktatörün aksine sükunet çağrısı yapmış "Artık evinize dönün." tarzında bir tweet atmıştı. Ya cidden araları açılıyor ve birbirlerine medyayı kullanarak mesaj gönderiyorlar yada bu ona katlanmak zorunda olduklarına dair bir iç çığlık. Bu şahıslarda biliyor ki diktatör şahsın bir süreden sonra kontrolü tamamen kaybedeceğini. Tabi tüm bunlar yalnız sözde kalıyor ve söylemden ileri gitmiyor. Yanlış anlamayın benim Cumhurbaşkanını savunduğum falan yok. İkisi de aynı görür ancak aralarında bir fark var, biri şizofren diğerininse aklı hala yerinde. Gördük internet yasasındaki iki yüzlülüğünü, tavrını. Kendini nasılda kullandırttı. Bu ülkede fiilen Cumhurbaşkanı yoktur.

17 Aralık bir darbe girişimi değil tam tersine aydınlanma çağının başlangıcı olmuştur. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu değil açgözlülüğüdür. Bize gerçekleri gösterenin cemaat olmasının vahimliğini bir yana bırakırsak kelimelerle veya istatistiklerle tarif edilemez bir hainliktir. Bu ülke hiç bu kadar haini bir arada görmemiştir. Bugün Reza ve saz arkadaşları serbest ise bunun bir nedeni var oda beş yıl sonra hepsinin müebbet hapse mahkum edileceğidir. Yolsuzluk anlaşmaları yaparken telefonu 'selamun aleyküm' diye açıp 'Allah'a emanet ol' diyerek kapatan, bakara suresine makara deyip dalga geçerken kahkahalara boğulup hala dini bütün olduğunu savunan insanlar. Bu ülke, bir zamanların en büyük karaktersizinin yüce divanda yargılandığı ve bir daha hiç çıkamayacağı demir parmaklıkların ardına geçtiğini görecek. Çünkü diktatörler ölür ama halk asla.

Utanıyorum neden mi? Çünkü bu ülkenin bir vatandaşıyım. Utanıyorum çünkü bu topraklarda doğdum, büyüdüm ve bu topraklarda öleceğim. Düşünemeyen insanlarla aynı yaşamı paylaştığım için utanıyorum. Hala vergi verdiğim, okuduğum için utanıyorum. Montumun cebinde elli kuruş bulduğumda sevindiğim için utanıyorum. Bunları yazmak zorunda hissettiğim için utanıyorum. Bizi yok sayan, hakkımızı yiyen, bizden çaldıkları parayla insanları öldürdükleri için utanıyorum. THY başkanının tek telefonla Dubai'de okuyan kızı için İTÜ'de kontenjan açtırdığında onun adına da ben utanıyorum. Vatan toprağını karış karış satana da ben utanıyorum.

Az sonra kullanacağım cümleler için isterseniz bana faşist diyebilirsiniz çünkü bunu hak ediyorum. Ben insanım onlarda insan. Bizlerde insanız onlarda insan. Bana bu tecrübeleri erken yaşımda kazanmamı sağlayan %50'ye, kırk üç yıl boyunca beklememe gerek bırakmadıkları için teşekkür ediyorum. Hayatımı artık nasıl yaşamam gerektiğini, onur, şeref, namus nedir onu öğrendim. Bugün Türkiye'ye en çok zararı kendini insan yerine koyan hayvanlar verdi. Utanç ve Ahlaka varamayan onlar için söylenecek başka sözüm kalmadı.

Bir tüneldeyiz, tünelin sonunda da ışık var. Ama ışığın özgürlük mü olduğunu yoksa üstümüze hızla gelen tren mi olduğunu bilmiyoruz. Tünelin sonunda özgürlük olduğu umudunu sürdürdükçe, karanlıkta bile olsa yürümeye devam edeceğiz. Yeter ki bu umudumuzu kaybetmeyelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder