11 Kasım 2014 Salı

Karmaşık Duygular: İtiraf

Eskiden tanıdığım iyi bir adam demişti ki "İnsan en iyi yalnızken sosyalleşir". Ben de burada, bu ücra köşede kendi kendime sosyalleşme çabası içindeyim şu an. Bu harika!

Uzun zamandır bu tarz bir yazı yazmak aklımın hep ucundaydı ama bir türlü elim klavyeye gitmedi işte. Yazamayacağımı düşünüyordum. Şimdi bir kez daha öğreniyorum ki önemli olan başlamakmış. Kafa dolu olunca tek yapman gereken emretmek. Senin sonsuz itaatkarın olan beynine emretmek. Benim için adeta bir kaçış aracı olarak gördüğüm bu blogda hele de şuan "Karmaşık Duygular" yazı dizisi altında bir şeyler yazma ihtiyacı hissettiysem, bu yazmayı gerçekten özlemiş olduğumu gösterir.

Bazen durgunluk dönemlerim olur her yazarda olduğu gibi. İlham perilerini bekler. Ekranın beyaz ışığı gözlerimi acıtır gecenin karanlığında. Sayfa harfler ile doldukça şenlenirim. En iyi gecem en çok yazdığım gecedir her daim. Ama biz basit insanlarız sonuçta. Sadece gördüklerimizi yazarız. O yüzdendir ki en çok gezen hep en çok bilendir. Bir nesneyi sadece harflerin aydınlatacağı kadar hayal edebilmek ile o nesnenin tam içinde bulunmak onu görmek, koklamak, dokunmak, hissetmek çok farklı şeylerdir. Sen ne kadar hayal edersen et sayfanın pürüzlü yüzeyi tüm bu olanların kurmaca olduğunu getirir insanın aklına. Başkalarının hayatını okumak, başkalarının düşüncelerini öğrenmek, başkalarının düşüncelerinde hayat bulmak. Ama gezmek görmek öyle midir?


Durumlar vardır. Pek çok durum. Yazı yazmaya iten şeyde budur zannımca. O yüzden Bay Olympus çok iyi bir gözlemcidir. Normal insanların göremediği şeyleri arar. Onların asla bakamayacağı açılardan bakmaya çalışır. Ağaca baktığında ağaç görmez. Onun dallarını, yapraklarını, kabuklarını ve üstündeki kuşları görür yalnızca. İlgisini çekmeye çalıştığı insanları her daim inceler. Onu çok kısa süreler aralığında görebilse bile. O beş saniye yada on saniye eğer isterse on saat gibi gelir ona. Zamanı yavaşlatır kendince. Çünkü bilir ki zaman bükülebilir, hissedilebilir. İlgisini çekmek istediği insanlara yakınlaşamaz. Yakınlaştığını sansa hatta arada milimetreler bile olsa sonucu getiremez. O sihirli kelimeleri söyleyemez. Çünkü korkuyor. Bir kez daha hata yapmaktan çok korkuyor. Hatalarının bedelini acıyla ödedi. Kan, nefret ve terle.

En çok sevdiği, en çok özlediği şeyi aptallığının sonucu kaybetti. O yüzdendir ki şimdiki hayatını pişmanlıklarla sürdürür. Onu bir kez olsun görmeyi ne çok isterdi. Bir saniye bile yeter. Hatta sesi, tek kelime konuşması bile yeter. Ellerine dokunabilmek. Onun bedeninin sıcaklığını hissedebilmesi için çok yakın olmasına da gerek yoktur. Bu umudun onu yitip bitirdiğini göre göre vazgeçmemekte kararlıdır. Çünkü bilir ki en büyük düşmanı artık kendisidir. Ben en sert yumruğumu kendime attım. Kendi kendime zarar verdim. Ve en büyük pişmanlığımla yaşamaya mecbur bıraktım kendimi. Özür kafi gelir mi? Bu büyük hatayı nasıl düzeltebilir. Her gün bunu düşünür durur. Yaptığı tek şey düşünmektir zaten. Soyutsallıktan bir şeyler elde edilseydi kendisi şuan peygamberdi.

Hayata dair son motivasyonunu gelecek kaygısı uğruna kaybetmiş ihtiyar bir adamın rolünü üstlenmiştir. Kendi alter egosuyla verdiği savaş, zaten yorgun olan bedenini iyice ölüme yaklaştırmıştır. Artık seçim yapamaz hale gelmiştir. Onun için tüm olasılıklar mevcuttur. Tüm olasılıkları deneyebilseydi keşke. Ama o mümkün kılmaktan öteye gidemez.


Keşke hayata sıfırdan başlayabilseydi. Her insanın dilediği bu basit dileği diledi şimdi. Onun derdi tüm hatalarını düzeltmek değil zaten. Hayatını baştan aşağı değiştirmiş olan hatayı düzeltmek. Uzay maymunları kadar umursamaz bakabilse keşke hayata. Bir kez olsun küçük şeylerde aramak zorunda kalmasın mutluluğu. Kötü giden hayatındaki tüm hataların farkında olsa da bunları düzeltmek için adım atmaya yeltenebilse. Tüm tabulardan ve tüm yalanlardan uzak. Özgür ve özgün. Onun aradığı yaşantı bu. Çıkmaz sokaktan önceki son kavşağı görebilse keşke. Kurtarıcısını beklemek yerine kendi kendini kurtarsa. İmkansızı, zoru başarsa.

Güzelliğin şehvetine kapılmadığım bazı zamanlarda aklıma geliyor. Güzel olan her şeyi yok etmek istiyorum. Bir düzene bağlı olanı. Düzgün çalışanı. Etrafındaki her şeyden daha etkileyici görüneni yok etmek istiyorum. Kusursuz olan her şeye lanet okuyorum. Herkesin istediği o acınası yalanı kurşun yağmuruna tutmak istiyorum. Bu nedendir ki hiçbir zaman iltifat beklemem. Hatta bana iltifat edilmesinden hoşlanmam. Doğum günü partilerinden, hediyelerden, sürprizlerden nefret ederim. İyi bir şey yaptıysam ve ödüllendirmem gerektiği düşünüyorsanız bunu elle tutulur şeylerle yapmayın. Onlar basit insanların işleri. Onlar aptal değer yargıları olanların işleri. Daha kendi kendini yönetmediğinin bile farkında olmayanların, egosu uğuna can veren binlerin işleri. Aptal değer yargılarınızdan ve kağıt parçalarına tapan beyinleriniz yerin dibine girsin.


Keşkelerin insanı olmasa keşke. Şuan hissettiği mükemmel duyguları hiç utanmadan buraya aktarabilse... Yapabilse... Yine kendi cümleleri altında ezildi. Önüme baktığımda sadece çaresizlik görüyorum. Ve hala buram buram umut kokusu geliyor burnuma.

Ben ve arkada çalan fon müziğim sizlere veda ediyor...

Gülebiliyorsa delirdiğindendir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder