9 Haziran 2014 Pazartesi

Karmaşık Duygular: Farkındalık

Bildiğim bir şey daha var. Bizim ortak gayemiz her an bencillik peşinde olmamız. Her dakika, her saniye. Tamamen kendimize odaklı yaşıyoruz. Bebekliğinden beri bunun için eğitildin. Diğerleri sana öğütler ve emirleri boşuna yağdırmadı. Hepsi senin iyiliğin için ama sadece SENİN iyiliğin için. Hayali düşmanları yaratmadan gerçek düşmanları yarattın. En büyük düşman kendi algın, kendi vurdum duymazlığın, kendi egon. Hani herkesin kabul ettiği bir gerçek vardır, insan ilk eğitimi aile ortamında alır. Ailesi neyse kişide odur derler. Tamam, sıkıntı yok gibi ama aslında bir sorun var. Onlar sana tüm bu eğitimi müthiş bir seviyede olan koruyuculuk hissiyatı içerisinde verdi. Zararlı seviyedeki bir koruyuculuk. Belki de egonun kaynağı budur. Sana verilen bu ilk eğitim hayatında vereceğin tüm kararları etkiliyor. Sonuçta, hayatının çoğu zamanını şu an en mutlu insan kim veya en zengin insan kim diye düşünerek geçiren ben değilim.



Şimdi Twitter, Facebook hesabını aç ve bak. Orada herkes bir şeyler yazıyor. Bu insanlar ne yapıyor böyle. Neden sürekli bir şeyler yazıyor. Neden yazdıklarını sen de benim kadar iyi biliyorsun. Tek bir amaçları var oda dikkat çekmek. Kendi kişiliğini ve varlığını başkalarına kanıtlamak için. "Ben aslında göründüğüm gibi değilim daha farklıyım." diyebilmek için. Fark ettin değil mi? Profil fotoğrafları en iyi fotoğrafları veya en çok dikkat çekmek istedikleri fotoğrafları. Yazılanlar, paylaşılanlar tüm bunların hepsi kendini daha iyi göstermek için. İnsanların senin ne kadar iyi, çekici, cömert, komik, çılgın ve akıllı olduğunu bilmesini istersin. Benden kork ya da bana saygı duy. Ama lütfen benim özel olduğumu düşün. Bu ilgi çekme süreci sürekli gerçekleştiği için artık önemsiz gibi görünebilir ama bence büyük bir psikolojik sorun. Yeni çağın getirdiği bir hastalık mı yoksa içimizde aslında asırlardan beri hep olan ancak şimdi kendini göstermeye başlayan mı tartışılır. Peki neden? Sanal hayatı bir kenara koyarsak gerçek hayatta hiç mi ilgi görmüyoruz. Günlük yaşantımızda bir eksilik hissediyoruz ki akşam eve geldiğimizde bunları yazma zorunluluğu hissediyoruz. Bu neye benziyor biliyor musun? Afrika'da milyonlar susuzluktan ölürken, susamadığın halde su içmeye. Beğenilme bağımlısıyız. Bilinçaltının en derinlerinde en hassas noktasında saklanıyor bu bağımlılık. Psikologa gittiğinizde de aynı şeyi yaparlar, sorunun kaynağını bulmak için derinlere inerler geçmişe giderler. Çünkü büyük acılar ve kusurlar en derinde saklanır hep, sen onları bulamayasın diye. Karar verme yetisinin sadece geçmiş deneyimlere bırakılmış olması kimi zaman zararlı olabiliyor. İşte bundandır ki çoğu zaman kurduğum cümlelerin altında ezilip kaldım.