7 Aralık 2015 Pazartesi

Karmaşık Duygular: Anlamak

Sonunu, potansiyelini, ulaşabileceği seviyeleri bilmeme rağmen bu yazıya başlamak ve onu yaşamak istiyorum. İster toy ister telaşlı harflerle olsun fark etmez çünkü bu oyunu oynamayı seviyorum. Her seferinde kendimi kandırmaya fütursuzca bayılıyorum. Bu konuyu daha önce de işlemiştim ama farklı bir tarzdaydı. Beklentileri kaybetmiş olmanın verdiği özgüvenin beni nasıl özgürleştirdiğini ve yazarken hiçbir kaygı duymayışımı... Ama bizim renkli dünyamızda işler farklı, renkli ve gerçek dünyamızda... Orada kaygılar, şüpheler ve karşılığı beklenenler var. Bu da papucumun özgürlüğü anlamına geliyor.
Dünyamızın baş tacı iletişim fasılları; birbiri ardına pişmanlıklar, hatalar getiriyor ve umursama durumunuza göre bunun bir hata olup olmadığına karar veriyoruz. Sorunları çözmek için çoğu zaman "Artık çok geç" oluyor ya da başka şansınız kalmıyor. Kendimi sana bile daha iyi anlatabilirdim, bu paragrafa daha iyi başlayabilirdim sana çok daha layık olabilirdim anlıyor musun? Hiç yakınlaşamadan, kendini anlatamadan karşındakini kaybediyorsun. O kadar klişe ki ne dediğimi anlaman için kafanı yormana bile gerek yok. Bu nedenle doğduğumuz andan beri sırtımıza yüklenmiş hiç istemediğimiz bir sorumluluk gibidir insan mühendisi olmak. Yazının başlığında olduğu gibi "Anlamak" mıdır hayatın kendisi? Karşıdakinin size geçmiş güveninin bir yansıması olarak verdiği o son şansı, bu anlamsızlığı en kısıtlı imkanlarla ve tüm şartlar sizin aleyhinize dönmüşken kurtarmak gibi midir kimi zaman... Belki de bu yüzdendir söyleyemediğimden dolayı acı duyduğum onca şey. Çünkü o hayatımın en kritik iletişim fasıllarından biri ve daha iyisini yapabileceğimin ihtimali bile beni üzer. Var olanı da yok etmek istemem. Hayatımdan bir kadını daha bu risk için çıkarmak istemiyorum. Tutunduğum insanları, motivasyonum olan duyguları neden çıkarayım. Onlarda aynısını bana yaptığı için bunları söylemekten çekinmiyorum. Sevgi için sevgiyi sonuna kadar savunuyorum ve insanların iltifatlarından kaçmak için çoğu zaman, yaptığımda lehime olacak şeyleri bile yapmaktan vazgeçiyorum. Ben zaten hep kaçıyorum, hayattaki pek çok şeyden. Herkesin dünyanın merkezi ben mişim gibi davrandığı anlardan. Samimiyetsiz iltifatlar, alkışlar, borçlanmalar, sırt sıvazlamalar...



Bu sefer duygularım henüz taze hissedilmişken gelip yazayım istedim. Aynı benim arada uğradığım bu taslak sayfası gibi o da arada sırada uzaklaşır gerçek mevsimlere. Solunabilir havaya, üşünebilir rüzgarlara, basılabilir kaldırımlara... Huzursuzluk duyuyorum ama ne olduğunu bilmediğim bir huzursuzluk bu. Kulaklarım çınlarcasına duyduğum... Zamanla anlıyorum unutulmuşluğun dürtmesi olduğunu. Öyle öğrendim en büyük zayıflıklarımdan birini ve alışamayacağım hiçbir gidiş yok bu hayatta. Nasıl unutabilirim ama nasıl? Neden böyle bir gaflete düşerim? Daha önce hiç dönmeyeceği konusundaki büyük yanılmam, en büyük utancım, o da mı bu evrilmemin bir parçasıydı. Bilincim bunu bana direkt bildiremez, o beni yönetemez ama yapabiliyor, illaki yapabiliyor. Bak bana nasıl fısıldadığına işte bu huzursuzluk onun kendisi ve bir çeşit savunma mekanizması. Senin için kendi içimde, istemeden hazırladığım bir savunma mekanizması...
Sana yazabileceğim her şeyi yazmış gibiyim. Ama öyle mi bitmişti son yazım. Dedim ya en çok kendimi kandırdığım bu amansız oyunu seviyorum diye. Beni aklayan bir ukalalıkla yazıyorum bunları ve özür diliyorum. Kabul etmeyişini duymak için özür diliyorum. Ne gereği var aynı şeyleri tekrarlamaya. Farkındasın farklılık katmaya çalıştığıma. Artık her seferinde ağzımdan okumasan bile eminsin sahip olduğum duygulara... Cevabını bildiğin soruları sormayı bıraktığın an büyüdük, biz büyüdük, birlikte büyüdük. Öğrendik, önce emeklemeyi sonra yürümeyi. Hakikat ne? Hak ettiğimiz ne? Hiçbirini bilmiyorum. Bu işin sonu nasıl bitecek onu bile bilemiyorum. Sonsuza dek böyle devam edebilirim sırf daha kötü olmasın diye iyi olandan feragat edebilirim. Öldüğümde mutsuz bir adam olmaktan çok, yarı mutlu olmayı isteyebilirim. Çünkü o kadar zayıfım, o kadar korkağım. Bu tarifsiz acı ve ızdıraba hayat boyu katlanabileceğim umudu ileride beni başka yöne yontabilir. Aynı senin ilerisi için bana söz veremediğin gibi. "Belki" dediğin gibi... Ama seni yargılamıyorum, sorgulamıyorum bir şeyler kanıtlamaya çalışmıyorum. Durumlar var, bazı durumlar ve karmaşık duygular var. Bay Olympus var ki karmaşık duygular da var.


Seninle şöyle karşılıklı oturup ta konuşamadık. Önce kaçıracağımız sonra alışacağımız gözlere bakamadık. Buradan daha özgür yerlere kaçamadık. Bunun bir adı yok, olmak zorunda da değil. Normalleşmek zorunda değil, hepsi gibi olmak zorunda değil. Söz veremesem bile eski deneyimler gibi hiç değil. Var mı bunun eşi benzeri? Bizim gerçekliğimizde veyahut tutsaklığımız da var mı?
Şunu bilmeliyim, ondan vazgeçmesi için tek başına bir sebep değilim. Alternatifsiz veya rakipsiz değilim ama tam olarak ne için rekabet ettiğimizi anlamış değilim. Ya da kaçmak, benden bile kaçmak... "Bile" miyim onu bile bilmiyorum. Merak etmek, öğrenmek... Ama soramam, yapman gereken buysa bile beni üzmemek için vereceğin cevapları hak etmediğimden soramam. Bunlar yakınmalarım değil ola. Mızmız bir çocuk olsam sürekli şikayet edip dursam ve beni kandırsan. Beni delirten doğrularımı benden arındırsan. Bunlar durumlar ve duygular. Karmaşık olan duyguların anlamdırılmayı beklediği durumlar. Senden imkansızı istemenin ve dile getirmenin en makul yolu bu sanırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder