13 Eylül 2014 Cumartesi

Varolmayan

Her şey cesarettir.
Yapamadığını, yine de yapmak...
Kokusu bile yeterdi.
Keşfedilmeyi bekleyen bir kıtada henüz keşfedilmemiş bir mevsimin kokusu. Ama kilometrelerce uzaktan alabildiğim bir koku.
O, muhteşem boynunu bana doğru çevirip, manzarayı izliyordu.
Ve ben dudaklarımı özgürlüğümün bir nişanesi olarak oraya bir bayrak gibi nasıl dikeceğimi hayal ediyordum.
Bu şeklide yanında oturup, bedeninin sıcaklığını hissederken, aniden, ansızın, mükemmel bir biçimde... "Hey, nasılsın?" dedi.
Bir şey yapma zamanıydı. Bir şey söylemeliydim. Ama benim tek söylediğim hiçbir şey zaten.
Sadece gidebilirim...
Ve gittim...

24 Ağustos 2014 Pazar

Ahlak Erozyonu

Günümüz Türkiyesi'nde doğru bilinen tüm gerçekler değişmeye başladı. Ülkeyle bağlantılı giden hayatlarımız, siyasetin ülkeyi değiştirmesi neticesinden etkileniyor. Özellikle şu son dönemde halkında politikaya olan ilgisinin artması ve bireylerin politikayı önemsemeye başlaması aslında siyasetçilerin sadece ülkeyi değil bizleri de değiştirmeye başlamasıyla sonuçlandı. Artık savunduğunuz değerlerin lideri, sizin hayat koçunuz oldu. Yapmanız ve yapmamanız gerekenleri size onlar söylüyor. Tehlikeli olan, bu söylemlerin istekten ziyade emire dönüşmesinin algılanamaması. Söylemlerin emire dönüştüğünü anlayamayan topluluğun kendine ve ülkesine nasıl zarar verdiğini, kişiliğinin ve benliğinin nasıl değiştiğini ve bir lidere nasıl güç sunduğunu incelemek istedim bu yazımda. Yaklaşmakta olan Yeni Türkiye'yi benim doğrularımla açıklayacağım. İnanmak ve inanmamak yine siz okuyucunun elinde.

İnsanı insan yapan en önemli özellik ahlaktır. Kişiliğin vazgeçilmezi, erdemli bir şahsın olmazsa olmazıdır ahlak. Peki nedir bu ahlak erozyonu? Size şöyle anlatayım. Kişiliği bir tarla gibi düşünün, ahlakta bu tarlada bulunan verimli toprak oluyor ve bir gün yağmur, hiç yağmadığı kadar sert yağıyor. Tutunamayan o verimli toprak akıp gidiyor güzelim tarladan. Olan yine gariban çiftçiye oluyor, bir daha ekim yapamıyor. Bu benzetme, günümüzde yaşamak zorunda kaldığımız çoğu şeyin asıl nedenidir. İnsanlar bu erozyonu yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar.

Türk toplumu, Cumhuriyet'in ilanından beridir sürekli değişimlere maruz kaldı. Kimi zaman dış etkenler, kimi zaman bir felaket bazende siyasi revizyonlar. Sonuç olarak 1923'ün kemik yapısı Kemalist, Laik toplumun azınlık haline geldiği günümüze kadar geldik. Ama bunun bir önemi yok. İster Kemalist ister muhafazakar olun, bu ahlak erozyonuna maruz kalmayacağınız anlamına gelmez. Empati kurarak iki tarafında durumunu anlamaya çalıştım. Kemalist güruh da olduğum için suçu tek tarafa yükleyebilirdim ama yaşadım ve deneyimledim ki aslında hep üstüne yüklendiğim ve suçladığım muhafazakar kesimden farkımız kalmamış.

Türkiye'de insanların siyasi ideolojileri genelde aileden gelir. Benim ailem kemalist düşünceden geliyordu. Ne kadar bu kararı ben verdim desemde eğer ailem farklı şeyler düşünseydi ve bu fikirler eşiğinde büyüseydim yine aynı mı olurdum bilemiyorum. Sonuçta bana öğretilen ve benim öğrendiklerimden en mantıklı bulduğum buydu. Geçmişe ve seni yaşatanlara sadakat. Ataya sadakat veya uzuna sadakat. Taraf farketmiyor. Bu sadakat ince bir çizgi. Körü körüne bağlılık ve yeni fikirlere her daim açık olmak arasında ince bir çizgi. Türk toplumunun bu kadar ayrışmasındaki temel sorun bence buradan geliyor. Kimse birbirini hiç anlamıyor anlamak istemiyor. Birbirimize o kadar uzağız ki. Hele bunu siyasi koz olarak kullananlar yok mu. İşte onlar sağ olsun gün geçtikçe zaten ayrı olan toplum daha da ayrılıyor. İnanın bu yazıda Laik ve muhafazakar diye bizi ikiye ayırmak zorunda olduğum için kendimden iğreniyorum.

Sınırların bir bütün gibi göründüğüne aldanmayın aslında her renk birbirinden farklı üç ülkeyi gösteriyor.

Kimseyi inandığı şey için suçlamak istemem. Ama sadece inananları. Artık kendi liderine tapanların mekanı oldu ülke. O yüzden suçlayayım bir zahmet. Bu ülkede herkes faşisttir. Bu çok net bir söylem. Faşizmin ne olduğunu çok iyi biliyorum. İster gezici olun ister uzuncu ama kendinizden utanın tabi utanma yetiniz hala yerinizde mi bilemiyorum. Bu ülkeyi Tayyip bu hale getirdi diyebilirdim. Ki iki ay önceki yazımda direk Tayyip'i suçluyordum. Ama sorun tek taraflı değil. Yeni deneyimleme fırsatı bulduğum şeyler sağolsun değiştim. Bizde uzun adama yardımcı oluyoruz. Beraber ayrıştırdık biz bu yollarda hiç merak etmeyin. Türkiye'nin Kürt halkı için bir çözüm sürecinden önce kendisi yani Türk halkı için bir çözüm süreci üretmesi lazım.

Taraflar kendi içlerindeki dayanışmayı ve bağlılığı arttırdıkça, liderlere olan sadakat topyekün artmaya devam ettikçe, siyasilerde zemin hazırladıkça bu iş iç savaşa kadar gider. Ki Gezi Parkı olaylarının parkı korumaktan öteye giden durumu tamda budur. Benim düşüncem doğru veya onların ki yanlış demiyorum. Evet ne kadar benim doğrum Kemalizm ise onların ki de artık adı her neyse o. Herkesin kendince doğruları var. O adam parkın yerine topçu kışlası yaptırmak istiyorsa bu onun doğrusudur. Geziciler buna karşı toplanmışsa buda onların doğrusudur. Yani elbette Tayyip şuçlu ama bunu üstüne basa basa söylemekle bir yere varılmıyor. Ben bu yazıyı baştan sona 'Tayyip ve yandaşları kötüdür AK Partiyi yakın' tarzı fikirlerle doldursaydım bu iş bir yere varmazdı. Benim varmak istediğim nokta bir şekilde insanların birbirini anlamaya çalışması. Bu nasıl olacak bilemiyorum ama çözüm bu. Ne zaman at gözlüklerinden kurtulup empati kurmaya farklı düşüncelere açık olmaya başlarsak o zaman belki birbirimizi anlamaya başlarız. Tabi tek taraflı demiyorum bunu yukarıdaki o haritada bulunan ve üç rengi temsil eden tüm güruhların yapması lazım.

Son olarak, ahlak erozyonundan korunmanın tek yolu bu ülke ve insanlarından uzak durmak. Çünkü siz istesenizde istemesenizde bu bilinçsiz kaosun içine bir şekilde sürükleniyorsunuz. 

Tarlanızı nadasa bırakmayın.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Devrik Lider

Kendimi, çoğunun diktatör dediği ama aslında yıllardır bu küçük ve yalnız ülkesinde halkıyla huzur ve refah içerisinde yaşamış, fakat siyonist emeller uğruna sahte vaatlerle kandırılan ve silahlandırılan halkına karşı savaşmak zorunda kalmış bir nevi ülkesini savunmaya çalışıp sonunda yedi düvelin çizmesi altında ezilmiş ama tüm bu olanlara rağmen canından çok sevdiği ülkesinden kaçmayıp savaşarak onurlu bir şekilde ölmüş olan devrik lider gibi hissediyorum.

9 Haziran 2014 Pazartesi

Karmaşık Duygular: Farkındalık

Bildiğim bir şey daha var. Bizim ortak gayemiz her an bencillik peşinde olmamız. Her dakika, her saniye. Tamamen kendimize odaklı yaşıyoruz. Bebekliğinden beri bunun için eğitildin. Diğerleri sana öğütler ve emirleri boşuna yağdırmadı. Hepsi senin iyiliğin için ama sadece SENİN iyiliğin için. Hayali düşmanları yaratmadan gerçek düşmanları yarattın. En büyük düşman kendi algın, kendi vurdum duymazlığın, kendi egon. Hani herkesin kabul ettiği bir gerçek vardır, insan ilk eğitimi aile ortamında alır. Ailesi neyse kişide odur derler. Tamam, sıkıntı yok gibi ama aslında bir sorun var. Onlar sana tüm bu eğitimi müthiş bir seviyede olan koruyuculuk hissiyatı içerisinde verdi. Zararlı seviyedeki bir koruyuculuk. Belki de egonun kaynağı budur. Sana verilen bu ilk eğitim, hayatında vereceğin tüm kararları etkiliyor. Sonuçta hayatının çoğu zamanını şu an en mutlu insan kim veya en zengin insan kim diye düşünerek geçiren ben değilim.



Şimdi Twitter, Facebook hesabını aç ve bak. Orada herkes bir şeyler yazıyor. Bu insanlar ne yapıyor böyle. Neden sürekli bir şeyler yazıyor. Neden yazdıklarını sen de benim kadar iyi biliyorsun. Tek bir amaçları var o da dikkat çekmek. Kendi kişiliğini ve varlığını başkalarına kanıtlamak için. "Ben aslında göründüğüm gibi değilim daha farklıyım." diyebilmek için. Fark ettin değil mi? Profil fotoğrafları en iyi fotoğrafları veya en çok dikkat çekmek istedikleri fotoğrafları. Yazılanlar, paylaşılanlar tüm bunların hepsi kendini daha iyi göstermek için. İnsanların senin ne kadar iyi, çekici, cömert, komik, çılgın ve akıllı olduğunu bilmesini istersin. Benden kork ya da bana saygı duy. Ama lütfen benim özel olduğumu düşün. Bu ilgi çekme süreci sürekli gerçekleştiği için artık önemsiz gibi görünebilir ama bence büyük bir psikolojik sorun. Yeni çağın getirdiği bir hastalık mı yoksa içimizde aslında asırlardan beri hep olan ancak şimdi kendini göstermeye başlayan mı tartışılır. Peki neden? Sanal hayatı bir kenara koyarsak gerçek hayatta hiç mi ilgi görmüyoruz. Günlük yaşantımızda bir eksilik hissediyoruz ki akşam eve geldiğimizde bunları yazma zorunluluğu hissediyoruz. Bu neye benziyor biliyor musun? Afrika'da milyonlar susuzluktan ölürken, susamadığın halde su içmeye. Beğenilme bağımlısıyız. Bilinçaltının en derinlerinde en hassas noktasında saklanıyor bu bağımlılık. Psikologa gittiğinizde de aynı şeyi yaparlar, sorunun kaynağını bulmak için derinlere inerler geçmişe giderler. Çünkü büyük acılar ve kusurlar en derinde saklanır hep, sen onları bulamayasın diye. Karar verme yetisinin sadece geçmiş deneyimlere bırakılmış olması kimi zaman zararlı olabiliyor. İşte bundandır ki çoğu zaman kurduğum cümlelerin altında ezilip kaldım.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Büyük Acılar Çabuk Unutulur

Her gün her saat durmaksızın olaylar gelişir. Kimi önemsizdir, kimisi hayret verici ve bazıları var ki insanı en derinden etkileyen. Belki bizi etkilemekle kalmaz sadece, hayatlarımızı değiştirir. Yitirilen canlar, ders olsun diye değiştirir yaşayanların ruhlarını, hayatını. Bedeli ödenemez ölümün; kader, kaza yada ihmal...
Ruh bir kez ayrıldı mı kapkara bedenden, sonrasında yapılanların önemi kalır mı hiç. Ne kadar yas tutarsan tut geri dönemezler artık sen önlem almadıktan sonra, o karanlık ve uzun tünelden. İnsanoğlu, yaptığı hatalardan her ders almayışında bedel katlanarak artar. Mühim olan kader söyleminin gölgesinde kalmaması hataların. Bu sefer örtpas edilmesin, bu sefer aklanmasın suçlular, tekrarlanmasın acılar. Sıradanlaştırmak, görmezden gelmek günaha ortak olmaktır. Büyük sorumluluklar taşıyan beyaz yakalı adamların, sorumluluklarını yerine getirmesidir tek dileğimiz. Siyaset, rant, hırs, kin, nefret giremesin bu seferlik, suçlularla adalet arasına. Unutulmasın yitip giden canlar. Gölgesinde kalmasın başka olayların bu büyük acılar. Bizlerin yediği tekmelerin tokatların hiçbir önemi yok alışırız nihayetinde zamanla ama ne olur unutulmasın bu vahim olay, bu vahim cinayet.

8 Nisan 2014 Salı

Karmaşık Duygular: Yeniden Doğuş

"Karmaşık Duygular" yazı dizimin ön sözü olan "Yeniden Doğuş" ile karşındayım. Peki sence nedir bu yazı dizisini diğerlerinden ayıran, tabii ki de adına da yakışır bir şekilde belli bir konu ya da düzen oluşturmaması. Kısa ve öz olacak olan bu yazılarda amaç okuyucunun beynini allak bullak etmek içinden çıkılmaz paradokslara sokmak veya bir nebze bile olsun düşünmesine ön ayak olmak. Okudukça anlayacaksın ki art arda sürekli uyarıcılar geliyor. Yani beynimdekileri kusacağım hatta seninle biraz oyun oynayacağım. Oyunumuzu oynarken sana yardım edeceğim ancak şunu söyleyebilirim ki seni öyle güzel besleyeceğim ki onları aldığın zaman senin akıllı benim aptal olduğumu sanacaksın. Sana saçmalık gibi gelebilir. O yüzden daha okunabilir olsun diye mantıklı saçmalamaya özen göstereceğim. Yazılarımı okuyanların sayısının bir elin parmaklarını geçmiyor olması ve sayfa görüntülenme sayımın haftada en az dört gün sıfır çekiyor olması da bana ayrı bir özgürlük tanıyor. Yazılarımın hiç okunmuyor olmasını gurur verilesiymiş gibi anlatmama bakma. Elbette bu övünülecek bir konu değil ama ben bu işe başladığım da bunların olacağını göze alarak başladım. Blogun hiç okunmayacağını zaten biliyordum. O yüzden hayal kırıklığı yaşamıyorum. Yazdıklarımı filozoflar yazsaydı şimdi bu kelimeler hepimizin ağzında dolanıyor olacaktı ama sakalımız mı var ki dinleyenimiz olsun. Belki de bunun nedeni hastalığımdan kaynaklanıyordur. Ne mi o hastalık, düşünceleri ifade etmeye yetişememe hastalığı. Bu blog bir ihtiyaçtan ötürü doğdu. Yazı yazarken diğer zamanlarda olduğumdan daha soğukkanlı oluyorum. Boş konuşmak bana zarardan başka bir şey değil. Ama sende durumlar tam tersi değil mi :) Ağzın kafana oranla çok büyük aptal çocuk.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Hayatıma Yön Veren Filmler

İzlediklerim değil, izlediklerimden iyi olanlarının listesidir, bolca kült film içermektedir. Belli bir sıra yoktur ve zamanla eklemeler yapacağım.

Catfish (2010)
Truman Show (1998)
Le scaphandre et le papillon (2007)
Slumdog Millionaire (2008)
Shutter Island (2010)
The King's Speech (2010)
The Bourne Ultimatum (2007)
Donnie Darko (2001)
Sin City (2005)
Platoon (1986)
The Sixth Sense (1999)
Into the Wild (2007)
V for Vendetta (2005)
Lock, Stock and Two Smoking Barrels (1998)
Gravity (2013)
The Elephant Man (1980)
3 Idiots (2009)
Scarface (1983)
Der Untergang (2004)
Full Metal Jacket (1987)
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
Requiem for a Dream (2000)
Oldeuboi (2003)
A Clockwork Orange (1971)
American Beauty (1999)
The Great Dictator (1940)
The Prestige (2006)
Das Leben der Anderen (2006)
Django Unchained (2012)
Back to the Future (1985)
The Departed (2006)
Apocalypse Now (1979)
Intouchables (2011)
Memento (2000)
Saving Private Ryan (1998)
American History X (1998)
La vita é bella (1997)
Léon (1994)
The Silence of the Lambs (1991)
The Usual Suspects (1995)
Se7en (1995)
Matrix (1999)
One Flew Over the Cuckoo's Nest (1975)
Forrest Gump (1994)
Inception (2010)
Fight Club (1999)
12 Angry Man (1957)
Schindler's List (1993)
Pulp Fiction (1994)
The Dark Knight (2008)
The Godfather (1972)
The Shawshank Redemption (1994)
Revolver (2005)
Ben X (2007)
Midnight in Paris (2011)
Flight (2012)
127 Hours (2012)
Tron: Legacy (2010)
The Machinist (2004)
Moon (2009)
Constantine (2005)
The Green Mile (1999)
Green Zone (2010)
Green Street Holigans (2005)
The Pursiot of Happyness (2006)
Lord of War (2005)
Limitless (2011)
Snatch (2000)
Das Boot (1981)
Moneyball (2011)
The Curious Case of Benjamin Button (2008)
Ocean's 11 (2001)
Inside Job (2010)
Zeitgeist: Moving Forward (2011)
Mr. Nobody (2009)
Fountain (2006)
The Wolf of Wall Street (2013)
Yes Man (2008)
The Lucky Ones (2008)
Apocalypse La 2ème guerre mondiale (2009)
Stay (2005)
Big Fish (2003)
American Psycho (2000)
They Live (1988)
Falling Down (1993)
No Country For Old Men (2007)
Good Will Hunting (1997)
Rain Man (1988)
The Fall (2006)
21 Grams (2003)
Interstellar (2014)
I Origins (2014)
Kein System ist sicher (2014)
Los cronocrimenes (2007)
Black Swan (2010)
Citizenfour (2014)
Detachment (2011)
The Lobster (2015)
Sarmaşık (2015)
Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)
Winter on Fire: Ukraine's Fight for Freedom (2015)
Oslo, 31. august (2011)